31 Mart 2009 Salı

Sağlık olsun



SAĞLIK OLSUN!

Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama!
Yarım saat erkene kurulsun saatin!
Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..
Pencereyi aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa
nefes al derin derin..
Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin!
Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin..
Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart
Çek kızarmis ekmek kokusunu içine
Bak güzelim kahvaltının keyfine..
Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis,
önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin
Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse,
aydınlık bir gün dile!
Sonra koş git işine, dünden, önceki günden, hatta daha da
eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,
ohhh şöyle bir hafifle..
Bir güzel kahve ısmarla kendine,
seni mutlu eden sesi duymak için alo de
Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık
Yagmur varsa ıslan, güneş varsa ısın,
hatta üşü hava soğuksa
Yürü, yürürken sağa sola bak,
öylesine degil, görerek bak!
Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa.
çocuk görürsen yanağından makas al..
Sonra, şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı,
sen çok darda iken kimler seni ferahlattı,
hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde
kimler kapını tıklattı?
Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?
Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara
Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil,
kucaklar gibi sor..
Bu sadece onların degil, senin de yüreğini ısıtacak,
yüzünde güller açtıracak..
Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..
Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..
Saklama tabakları, bardakları misafire
Sizden ala misafir mi var bu dünyada!
Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil,
vazife yapar gibi hiç değil, 
şöyle keyife keyif katar gibi,
lezzete lezzet katar gibi, eksik bıraktıklarını
tamamlar gibi tadına var akşamının..
Gece evinde, dostların olsun
Sohbet mezen, kahkahan içkin olsun..
arkadaşım, hayat bu daha ne olsun?
Ama en önce ve illaki sağlık olsun!
CAN YUCEL

29 Mart 2009 Pazar




ÇATIŞMA MI?  UYUM MU?

Her ilişkide; ister anne çocuk, ister arkadaşlar arasında ister ise sevgiliniz ile olsun mutlaka ama mutlaka fikir ayrılığına düşeriz. Bu ayrılıkların çatışma mı, kavga mı yoksa birbirimizi kırıp yok etmeye yönelik bir savaşı mı başlatacağımız tamamen bize kullandığımız dile davranış kalıplarımıza bağlıdır. 
İlişkilerde çatışmayı başlatan genellikle biriktirdiklerini dışa vurmak için bahane arayan kişidir. Hep söylediğim bir şey vardır yaptıklarımız ki bilmeden olanlar tamamen iyi niyet ile de olsa, art niyet düşünülmese de size yol su elektrik olarak ;) döner. Kişilerin yetiştiği çevre aldığı eğitim ve kendine içselleştirdiği ve kabul ettiği düşünce kalıplarına göre algıladıkları şekilde size yansıtır ve aynalarlar.
Kişiler tartışmaz ya da tartışır ama uzlaşamaz sorunu daha derin ve çözümsüz hale getirir. İnsanlar doğası gereği üstünlük kurma eğiliminde oldukları için tartışmalarda kim daha çok sesini yükseltir veya şiddet uygulayıp karşı tarafı ezerse kendini o kadar haklı hisseder. Bazen de bunun tam tersini yaparak pasif agresif bir tutum sergiler ki bu da karşıdaki kişiyi tamamen yıpratmaya yöneliktir. Hangi taktik uygulanır ise uygulansın yenilgi kaçınılmaz verilen hasar onarılamazdır. Haksızlığa uğrayan kişi bilinç altında bu yenilgi duygusunu ne kadar derine gömerse gömsün bu incinmişlik duygusu mutlaka bir yol bulur ve ortaya çıkar. Dürüst olun kavgalarınızın, çatışmalarınızın yüzde kaçını gerçek nedenlerden dolayı çıkardınız, yüzde kaçını aslında söylemek isteyip de ertelediğiniz düşünceleriniz sanrılarınızı ortaya çıkarmak için başlattınız. Dinleyip de duymadığınız, duyup da kendi süzgecinizden geçirip de istediğiniz yöne çektiğiniz konuları bir düşünün ama gerçekçi olarak.
Her sağlıklı ilişkide tartışma mutlaka olur, bu kişilerin gelişimi için çok gereklidir çünkü her birey farklı ve özgündür ve değerleri farklı farklıdır. Birey değerlerine bağlılığı oranında ya o değerlere sahip çıkar ya da her şeyi bırakıp kaçabilir. Kaçma duygusu bıkkınlıktan veya artık o değerin yeterli önemde olmamasından kaynaklanır.
Genellikle kendini güçlü olarak gören kişi çatışmayı başlatır. İnsanlar genellikle istedikleri sonuca ulaşacaklarını arzuladıkları değişikliği sağlayacaklarını inanıyorlar ise tartışmayı başlatırlar.
Tartışmaların sebepleri çok değişiktir. Genelde zıtların uyumu diye bir şey yoktur. Zıt düşünceler, zıt yaşamlar,zıt kültürler çatışmaları doğurur. Zıtlık ne kadar büyük ise çatışma alanları da o kadar çeşitli ve büyük olur. Karşınızdaki insana olan güven eksikliğiniz onun size söylediği ve yaptığı her şeyim altında bir art niyet arar kendinizi kullanılmış ve aşağılanmış hisseder ve öfke duyar bazen bu öfkeyi o kadar çok besleriz ki kine çevirir bir kan davasına dönüştürerek hem kendi hemde karşımızdaki insanın hayatını cehenneme çeviririz. Bazen karşımızdakinin sözünü bitirmesini beklemeden veya zaten kafamızdaki o zaten bana düşman, zaten o şunu söyleyecekti diye kendi kuşkularımızı karşımızdakine aktarır o kişi ne kadar ben öyle demedim dese de dinlemeyiz veya tam tersi bu davranış karşımızdan gelir kendimizi anlatmak için paralarız ama tartışma kaçınılmazdır.
Tıpkı romanlarda olduğu gibi tartışmada üç bölümlüdür.Giriş, gelişme, sonuç.
Önce bir konu ele alınır, ihtiyaca göre buna yan konular eklenir ;) Sonra savaş başlar kim kimi daha çok acıtacak ,en derin yaralar nerelere vurulursa açılır belirlenir. Tabi burada savunulan bu değildir. İnsanlar tartışmalarda kendi gelişimleri ölçüsünde tavırlar sergilerler. En sonunda bir kaç şekilde uzlaşma sağlanır.
Tartışmanın gidişatına söylenen ve yapılanlara uygun olarak ortak bir paydada buluşulamaz ve ayrılık gelir ilişki biter. Ki bu çoğunlukla kişilerden biri veya ikisi tarafından daha önce düşünülmüştür ve bir bahane yaratmak amacı ile bu tartışma başlatılmıştır.
Bazen tek bir tarafın baskınlığı ile sonuçlanır, tek kişinin lehine sonuçlandığı için pek bir fayda sağlamaz. Bir müddet ilişkiyi götürse de ezilen taraf ilerleyen süreçte bu konuyu başka bir şekilde gündeme getirecektir.
Kişiler bir birini kaybetmek istemiyorsa belirli konularda taviz verir ortada bir yerlerde buluşmaya çalışır. Bunda da kişilerden her biri şahsiyetlerinden taviz verilerse yine mutsuz olur sorunun üzeri geçici olarak örtülür sorun havada kalır.
En sağlıklısı her iki kişinin de sorunlarını biriktirmeden henüz küçükken çözmesi,ilişkinin iyiliği için maksimum objektiflik ile sorunlara yaklaşıp tarafların azami memnuniyetini sağlayacak çözümler üretilmesi, kişilerden hiç birinin kendini ezilmiş veya aşağılanmamış hissetmemesi sağlanmalıdır.
Çözümler kişiden kişiye göre değişir. En sağlıklısı çözüm odaklı olmak olabildiğince sakinliği korumak eğer bu mümkün değilse tartışmayı bir müddet ertelemektir. Keskin sirke küpüne zarar hesabı ile dönüşü olmayan sözler söylenmeden önce biraz ara vermek her zaman en doğrusudur. Ara derken sorunun üzeri asla kapanmamalıdır çünkü sizi sürekli manüple eder ve asla kapanmaz mutlaka ortak bir paydada buluşup sorunu sorun olmaktan çıkarmak gerekir. Onun için sorununuzun adını koymak ve varlığını kabullenmek  birbirimizi suçlamadan senin çözümün ne, benim çözümüm şu diye konuşulmalı; yani sorundan ziyade çözüm üzerinde konuşmak gerekir. Sorun vardır kimin yarattığı önemli değildir. Yanlış anlaşılma var ise hemen cevap verme yerine söylediklerinden şunları anladım doğrumu diye bir teyit alıp sonra cevap vermeyi deneyin. Eşit bireyler olduğunuzu karşı tarafında sizden farklı düşünceleri ve duyguları olduğunu asla unutmayın. Kendinizi karşıdaki kişinin yerine koyun ve empati kurmaya çalışın. Tehdit etmeyin, esnek olup her fikre açık olduğunuzu ama kabul edip etmemekte özgür olduğunuzu ona saygı gösterdiğinizi aynı saygıyı da hak ettiğinizi bilmesini sağlayın.

25 Mart 2009 Çarşamba

NEDEN KOÇLUK ALIRIZ ?

NEDEN KOÇLUK ALIRIZ ?
Koçluk alırsınız çünkü ulaşmak istediğiniz hedefleriniz, hayalleriniz, yerinde olmak istediğiniz kişiler vardır. İnsanların hayatlarının büyük bir bölümü hayallerini kovalamak ile geçer ama yaşamımızda hep farklı önceliklerimiz olur ve bu hayalleri bir şekilde öteler, bir yerlere saklarsınız. Tüm yarım kalmış hisleriniz, yaşanmamışlıklarınız gibi derinlerde bir yerlerde durur zaman zaman da baş kaldırıp sizi sorgularlar. Bizim ise hep bir bahanemiz vardır; Ben seni unutmadım ama ................ , ............. şunu da yapayım sonra , aslında çok da istiyordum fakat ...........  olmasaydı ve bizim önümüze koyduğumuz engeller, bahaneler uzar gider bir de bakarız ki olmak istediğimiz yer ile olduğumuz yer arasında dağlar var. Kimiz biz, nerdeyiz; an gelir kendimizi tanıyamayız ; ayrıca da uğruna fedakarlık ettiğiniz kişiler de sizden pek bir memnun değillerdir,çünkü kendi gelişimimizi tamamlamadan başkalarının gelişimlerine dahil veya müdahil olmak isteriz. Adı üzerinde fedakar; feda edersiniz çünkü karşılığında bir kar beklersiniz. Neyi feda ettiniz ?????  Kendinizi !!!!  Karınız ne ???? Elde ettiğiniz kardan ne kadar memnunsunuz, neleri feda ettiniz !.... Sonuçta her bireyin kendine ait bir hayatı var;  bu kişi veya kişiler hayatınızdan çıktığında size ihtiyaçları kalmadığında ......! Durun ve düşünün...............
'Coaching' kelimesi, İngilizce'de değerli malların bir noktadan diğerine taşınması için kullanılan bir ulaşım aracının adıdır ilk kez 1500'lü yıllarda kulanılmış olup halada kullanılmaktadır. Bu günde bu kelime yani 'koçluk' kelimesini orjinal anlamına sadık kalarak kullanmaktadırlar. Yani olduğu yerden farklı bir yerde olmak isteyen  değerli kişiye, ( ki bu kişi sizsiniz ) olmak istediği yere  taşıma hizmetini vermek. 
Her kişi eksiksiz ve tamdır yeterki içindeki değerleri ortaya çıkarıp kullanabilsinler. Siz belki bu potansiyelinizi kullanıyorsunuz ve başka yerde de olmak istemiyorsunuzdur, tam olmak istediğiniz yer de orasıdır; haytınızda kalıcı bir veya bir kaç değişikliğin olmasını istiyorsanız, kendinizi sorguluyor ama hedef koyamıyor, koyduğunuz hedeflere odaklanamıyorsanız o zaman size hedeflerinize giden yol da arkadaşlık edecek bir profesyonele ihtiyacınız var demektir.
Koçunuzun size sağlıyacağı şeylerin ilki objektivite dir. O sizin en derin duygularınızı ortaya çıkarmanızı, belki de kendinize bile söylemediğiniz hayallerinizi, herkesten sakladığınız hedflerinizi ortaya çıkarmanızı sağlamaya aynalık yapar. Çevrenizdeki hiç kimseden bu yardımı alamazsınız, bu onların sizi ne kadar sevip sevmedikleri ile alakalı değildir, bu sizin kendinizi onlara tanıttığınız kişi ile ilgilidir Onlar sizi böyle tanımış, sevmiş ve kabul etmişlerdir. Çoğu zaman da ilişkilerinizin zedelenmemesi adına veya sizi kırmamak dostluğunuzu kayıp etmemek adına onaylamasalar dahi size destek olurlar, bu aslında bir ilüzyon, bir yanılsamadır, zamanla  siz bile bu ilüzyona inanırsınız; ama içinizde  bir yerler de bu yanlış diye bağıran bir ses hep vardır. Bunu da ''hep içimi kemiren bir huzursuzluk var'' diye dillendirir ama adını koyamazsınız. İşte tam bu noktada koçunuz devreye girer ve size hayatınıza gerçekleri çağırmanızı sağlayarak aslında neyin nerde yanlış gittiğini görmenizi hangi fikir ve duygular ile çeliştiğinizi bu fikirlerin ne kadarının sizin ne kadarının ise başkalarının koşullandırmaları sonucu elde ettiğinizi anlamanızı sağlar.Hedefe giden iki paralel doğru düşünün, bunlardan birine bir derecelik bir sapma verirseniz, ilk başta çok küçük görünen bu sapma zaman sürecinde çok büyük bir yol ayrımına gelmenizi sağlar.İşte biz koçlar bu sapmayı görmenizi, kötü davranış kalıplarınızın yerine iyiyi koymanızı; bu sapmaları hedeften uzaklaşma da değilde hedefe ulaşmakta kullanmanızı sağlarız. Etrafınızda ki hiç kimse size bu kadar objektif yaklaşamaz; kötü niyetlerinden değil,değişimin neler getireceğinden, olmak istediğiniz yeni sizin nasıl bir kişi olacağından emin olamadıkları için pek de gönüllü olmazlar. Çünkü hiç kimse hedefleri yoksa alışmış oldukları konfor alanından çıkmak istemez. Gerçek değişim zorlu ve yorucudur, bir dolu da fedakarlık ister. Hiç kimseden bunu sizin için yapmasını isteyemezsiniz. Kimse de bunu gerçekten objektif olarak yapamaz . Sadece üçüncü bir kişi olarak koçunuz bunu size profesyonelce ve sistematik bir yapı içinde yol arkadaşlığı olarak sunar.
Koçunuz kendi perspeftifini korur, verdiğiniz farklı mesajları değerlendirir ve tutarsız bildirimlerde bulunuyorsanız bunu sizin de görmenizi sağlar. Mevcut durumunuzu ayrıntılı olarak görmenizi; güçlü alanlarınızı gösterip kaynaklarınızı ortaya çıkarmanıza; alışkanlıklarınızın hangi noktalarda size engel veya destek olduğunu göstererek yapmak istediğiniz değişikliklerde size destek ve yardımcı olur.
Koçluk alma da kişinin yaşının  ve konumunun önemi yoktur. Sadece hedefinizi koyun ve harekete geçin. Harekete geçmezseniz değişim, gelişim ve çözümde yoktur. Değişmeyen tek şey değişimdir. Eğer bunu tek başınıza başaramıyorsanız bir koça baş vurun; Galileo'nun dediği gibi o size bir şey öğretmeyecek; sadece cevabı kendi içinizde bulmanıza yardım edecektir.

23 Mart 2009 Pazartesi

KOÇLUK POLİTİKASI ve YÖNTEMLERİ

KOÇLUK POLİTİKASI VE YÖNTEMLERİ
ICC-International Coaching Community (Uluslararası Koçluk Derneği) Uluslararası normlarına göre koçluk hizmeti haftada bir gün, bir saatden 12 hafta sürer. Bunun amacı kazandığınız olumlu kalıpların oturması ve hayatınızda kalıcı olmasını sağlamaktır.Kötü davranış kalıplarına bundan çok daha uzun zamanda elde ettiğimize göre bunları silmekte zaman alacaktır. Bu bir ceninin cinsiyetinin belli olması için gereken süre ile aynı süredir. Danışanın ilerlemesine ve isteğine bağlı olarak bu süre kısaltılabilir. Sizin koçunuzu seçme özgürlüğünüz olduğu gibi koçunuzda sizin ile çalışmamakta veya sizi farklı bir koça yönlendirmekte özgürdür.
Koç;  danışanın materyallerini danışan izin vermediği ve kanuni bir gereklilik olmadığı sürece kimse ile paylaşamaz. Daha kapsamlı detaylar koçunuzun size vereceği formlarda anlatılır,
   Yöntemlerimiz ise danışanlar belirlenen zaman dilimlerinde ve düzenli bir şekilde seanslara katılırlar. Görüşmelerde güncellemeler, ilerlemeler, eylemler disipinli bir şekilde uygulanır ve yeni gündemler belirlenir.

18 Mart 2009 Çarşamba

HOBİLER


HOBİLER:

Hobilerimiz yaşamda soluklandığımız ilgi alanlarımızdır. Bu kimileri için resim yapmak,fotoğraf çekmek,dikiş dikmek ,örgü örmek, maket yapmak vs.  vs.  dir. Bu hobilerin ne kadar büyük  ne kadar küçük olduğu , ne kadar zamanınızı aldığı önemli değildir;  önemli olan hayatınızda ki işlevleridir. Hobiniz yok mu? Dışarıda size uygun olan bir tane mutlaka vardır; yeter ki ruhunuza bir mola vermeye niyetiniz olsun. Bedeniniz nasıl yoruluyor dinlenmeye ihtiyaç duyuyorsa ruhunuzunda dinlenmeye ihtiyacı vardır. Yaşama vereceğiniz küçük bir mola, sizi sorunlarınızdan uzaklaştıracak yada farklı bir bakış açısı geliştirmenize yardım edecektir. Hobileriniz yapısal olarak küçük; yaşamınıza katacakları açısından büyük alışkanlıklarımızdır. 
Lütfen dışarı çıkın ve kendinize bir hobi edinin size uygun yaratıcılığınızı ortaya çıkaracak birşey mutlaka vardır; eğer bulamıyorsanız bir parkta küçük çocukları gözlemleyin onların olağanüstü hayal güçlerinden, küçücük şeylerden yarattıkları büyük dünyalarını gözlemleyin. Hayal güçlerinden aldıkları güçle ne büyük problemleri ( uçmak,süpermen olmak, tahtadan atlara binip ülkeler fetih etmek ............) çözdüklerini görünce şaşıracakmısınız! Sanmam içinizdeki çocuk hala derinlerde bir yerde duruyor siz onu ne kadar susturup öldürmeye çalışsanız da, onu ne öldürebilir ne de susturabilirsiniz. Onun için bir an önce içinize dönün ve  en değerli,en saf ve art niyetsiz o çocuğu besleyin, en zor anlarınızda en büyük yardımcınız o olacaktır.

16 Mart 2009 Pazartesi

ERKEK OKUYUCULARA TAVSİYE EDİLİR :))



İÇİNDEKİ KÜÇÜK KIZ....

Bülent, avucunu açmış kendisine doğru elini uzatan adama ters
ters baktı. Elli yaşlarında gösteren adam, görmeye alıştığı...



hırpani kıyafetli dilencilere benzemiyordu. Üzerindeki giysiler
eski, fakat temizdi. Eli yüzü temiz ve sağlıklı görünüyordu. Bülent o
adam hakkında "Sapa sağlam adam gidip çalışacağına dileniyor, belki
benden daha zengindir" diye düşündü. Zaten canı çok sıkkındı, birde
sinirlenmişti.

Alaycı bir ses tonuyla:

Bülent: Ekmek parası mı istiyorsun?
Diğer adam: Hayır çikolata parası lazım!

Bülent'in kızgınlığı şaşkınlığa döndü. Espri yeteneği olan
dilencinin hali de başka oluyor diye düşündü.

Bülent: Niye siz ekmek bulamayınca çikolata mı yiyorsunuz?
Diğer adam: Hayır. Ekmek bulamadığımız günler genellikle bulgur
pilavı yeriz, onu da bulamadıysak aç yatarız.

Bülent adamın ciddi mi konuştuğunu yoksa dalga mı geçtiğini
anlayamamıştı.


Bülent: Bu gün karnınız doydu üstüne tatlı mı istedi canınız?
Diğer adam: Fakirin canı mı olur ki, tatlı istesin beyim.

Bülent: Bu bir kamera şakası mı yoksa sen iş bulamamış stendapçı
mısın?
Diğer adam: Hiçbiri değil. Sadece fakirim. Bugün karımın doğum
günü, ona çikolata götürmek istiyorum.

Bülent: Doğum gününde yaş pasta alınır bildiğim kadarıyla.
Diğer adam: O bizim için değil zenginler için. Otuz yıllık
evliliğimiz boyunca ona bir kez bile yaş pasta alamadım. Ama her doğum
gününde mutlaka çikolata götürdüm. Çikolatayı çok sever.


Adamın söyledikleri Bülent'in dikkatini çekmişti. O akşam
karısıyla kavga etmiş, kapıyı çarpıp kendini sokağa atmıştı. Arabasına
da binmemiş sahile kadar yürümüştü. Denizi seyretmek de onu
rahatlatmamıştı. Oysa eskiden denizi seyrederken çok rahatlardı.
Dalgalar sıkıntısını alıp götürürdü.
Fakat karısının evde ağlıyor olduğunu bildiği için olsa gerek,
hiçbir şey onu rahatlatmıyordu.

Dilenciyle konuşurken biraz kafası dağılmıştı. "Acaba
söyledikleri gerçek mi, yoksa uyduruyor mu" diye düşündü.



Bülent: Cebinde bir çikolata alacak para yok mu şimdi?

Bülent'in sorusu üzerine adam ceplerini boşalttı, bir nüfus
cüzdanından başka bir şey çıkmadı.


Diğer adam: Ben dilenci değilim. İşim yok. Günlük çalışırım, ne
iş bulursam yaparım. Fakat bu gün bütün gün iş aradım, aksilik bu ya,
hiçbir iş bulamadım.

Bülent oturduğu bankı işaret ederek yer gösterdi.


Bülent: Oturun biraz dertleşelim bari , dedi.

Adam çekingen çekingen oturdu yanına.


Bülent: Yokmu eşin dostun, borç alacak akraban?
Diğer adam: Fakirin akrabaları da fakir olur beyim. Bulurlarsa
kendi karınlarını doyururlar.

Bülent: Dilenecek kadar çok mu seviyorsun karını ?
Diğer adam: Hem de çok seviyorum. Otuz yılımı aydınlattı o benim.

Bülent: Hımmmm. Aşk hemde otuz yıl süren aşk. Hayret doğrusu!
Aşkın ömrü en fazla üç yıl diyorlar oysa. Sen otuz yıldan bahsediyorsun.
Diğer adam: Evet. Geçen yıllar sevgimi azaltmadığı gibi artırdı.

Bülent: Söyle o zaman nedir evlilikte mutluluğun sırrı?
Söylediklerine bakılırsa sen mutluluğun formülünü bulmuş gibisin.
Diğer adam: Ben ilkokulu bile bitirmedim. Öyle formül falan bilmem.

Bülent: Formül dediysem fizik formülü sormuyorum yaw. Bende altı
yıllık evliyim. Sevdiğim kadınla evlendim, fakat mutlu değilim.
Sürekli kavga ediyoruz. Daha iki saat önce kapıyı çarptım çıktım.
Evimiz, arabamız, işimiz, gücümüz, her şeyimiz var, ama mutlu değiliz.
Senin hiçbir şeyin yok, ama mutlusun. Para mı acaba bizi mutsuz eden?

Diğer adam: Hiçbir şeyim yok mu? Hayır benim her şeyim var. Benim
karım her şeyim. Sevgilim, eşim, arkadaşım, hayat yoldaşım. Hayatımı
paylaştığım insandan daha değerli ve daha önemli ne olabilir ki
dünyada? Sizin ev, araba, iş diye her şey dediğiniz şeylerdir aslında
hiçbir şey olan.

Bülent: Öyle deme, şu kadar varlığın içinde bile karım her şeyden
şikayet ediyor. Bir de fakir olsam kim bilir ne olur?
Diğer adam: Altın tasın, kan kusana faydası yoktur! beyim. Sen
kadın ruhunu hiç anlamamışsın. Hiçbir kadın iyi bir evde oturduğu,
hergün çeşit çeşit yiyecekler yediği için mutlu olmaz. Bir kadın,
kocasının her şeyi olduğunu bildiğinde ancak mutlu olur.

Bülent: Sizin mutluluğunuzun sırrı bumu ?
Diğer adam: Olabilir. Ben karıma değerli şeyler alamıyorum ama
ona benim için ne kadar değerli olduğunu hissettiriyorum. O da çok
mutlu oluyor.

Bülent: Bir kadına değerli olduğunu nasıl hissettirilir?
Diğer adam: Küçük kızı severek.

Bülent: Küçük kız mı ? Hangi küçük kız ?
Diğer adam: Yaşı kaç olursa olsun her kadının içinde hiç
büyümeyen bir küçük kız vardır. O kızı ne kadar çok sever, ne kadar
çok mutu edersen, o kadını da o kadar mutlu edersin.

Bülent: Nasıl yani ?
Diğer adam: Küçük kız neleri sever, nelerden hoşlanır bir
düşünün. Küçük kızlar hep beğenilmek, ilgi görmek isterler. Güzel
olduklarını duymaya bayılırlar. Kendilerine prensesmiş gibi
davranılmasını beklerler. Küçük kızlar hep prenses olmayı hayal
ederler. Sürprizlerden hoşlanırlar. Biraz şımartılmak isterler.
Sevilmek ve sevildiklerini hep duymak isterler. İltifata doymaz küçük
kızlar. Öyle değil mi?

Bülent: Haklısın. Benim dört yaşımda bir kızım var. Adı Aylin.
Her akşam boynuma sarılır "babacığım beni ne kadar seviyorsun?" diye
sorar. Giysisini değiştirdiği zaman etrafımda "Baba güzel olmuş
muyum?" diye sorar durur. Güzelsin demem de yetmez ona. "Harikasın
prenses gibi olmuşsun" demeliyim.Dünyanın en güzel kızı demeliyim.

Diğer adam: İşte kadınlar bir ömür boyu bunu duymak isterler. Ben
elli yaşındaki karıma böyle davranıyorum. Ömrümüz olurda seksen,
doksan yıl da yaşarsak ben ona böyle davranmaya devam edeceğim. Ona
"bebeğim" diye hitap ediyorum çok hoşuna gidiyor. "Bebeğim bana bir
çay yapar mısın?" dediğimde çay yapmak için nasıl koşturduğunu
görmelisiniz.

Bülent: Hiç kavga etmezmisiniz siz?
Diğer adam: Kavga evliliğin tadı tuzu. Arada biz de tartışırız.
Küsüp barışmanın tadı ayrıdır. Benim karım bir keçi kadar inatçıdır.
Onunla barışmak için uğraşmak ayrı bir keyif verir bana.

Bülent: Benim eşim çok ciddi kadındır. Hiç küçük kız havası yok
onda.
Diğer adam: Küçük kızlar büyüdükleri zaman artık sevgi, ilgi
istemeye utanırlar. En ciddi yada en yaşlı kadının bile o küçük kız
mutlaka vardır. Yeter ki sen o tatlı kızı sevindirmeyi, mutlu etmeyi
bil. Ve o küçük kızı asla aldatma. Yoksa bir daha sana güvenmez ve ne
yaparsan yap hep kuşkuyla bakar. Küçük kızlar hem çabuk mutlu olurlar
hemde çabuk kırılırlar. Çok narindir onlar. Hoyrat elleri sevmezler.
Yumuşak
dokunuşları severler.

Bülent: Bu tavsiyeni deneyeceğim. Fakat her zaman yapabilir miyim
bilmiyorum. Bazen işlerim çok yoğun oluyor o zaman eve çok yorgun
gidiyorum.
Diğer adam: Bu sadece bir bahane. O küçük kızı mutlu etmek
dünyanın en kolay işi. Çoğu zaman birkaç tatlı söz yeterli olur. Sen o
küçük kızı mutlu ettiğinde karşılığını fazlasıyla alırsın. Artık o
seni rahat ettirmek için elinden gelen gayreti gösterir. Karısı mutlu
olmayan erkek mutlu olamaz. Mutlu olmak isteyen erkek önce hayat
arkadaşını mutlu etmelidir. Düşünsene somurtkan, mutsuz, sürekli
söylenen biriyle yolculuğa çıksan ne kadar mutlu olabilirsin.


Bülent: Haklısında ben de bütün gün ailem için çalışıp yoruluyorum.
Diğer adam: Yine para, yine dış sebepler. Evet para önemli ve
gerekli ama kadınlar para için erkekleri sevmezler. Para geçici
mutluluklar verir. Kadınlar hediye almayı severler. Paran varsa hediye
al tabi. Ama hediyeyle mutlu olmasını bekleme. Hediyenin yanına
sevgini katmazsan hediyenin bir anlamı yoktur. Benim hiçbir zaman çok
param olmadı. Günlük kazandım günlük yedik. Bazen aç kaldığımız günler
oldu. Hiçbir zaman karımın kulaklarına altın küpe takamadım ama her
zaman aşk sözleri fısıldadım. Hiçbir zaman boynuna pırlanta gerdanlık
alamadım ama hep öpücüklerle sevdim boynunu. Hiçbir zaman ona ipek
elbiseler giydiremedim ama kendi bedenimle ipek elbise gibi yumuşacık
sardım bedenini ve mutlu ettim onu.

Adam ayağa kalktı.

Diğer adam: Bana müsaade, artık gitmeliyim, karım merak eder.
Sende git evine küçük kızın gönlünü al, belki o küçük kız şimdi evde
ağlayıp duruyordur.

Bülent de ayağa kalktı. Kuvvetlice elini sıktı.

Bülent: Sizi tanıdığıma çok memnun oldum.

Elini bıraktı koluna girdi. Yolun karşısındaki pastaneyi gösterdi.

Bülent: Hadi gel eşin için şuradan çikolatalı pasta alalım, dedi.

Pastayı aldılar. Adam hayatında ilk defa karısına yaş pasta
götürmenin mutluluğuyla, bin
bir teşekkür ederek evinin yolunu tuttu. Bülent de pastanenin
yanındaki manavdan karısının en sevdiği meyvelerden aldı.

Evine geldiğinde karısı şişmiş gözlerle mutfak masasında oturmuş
su içiyordu. Bülent hiç konuşmadan meyveleri büyükçe bir tabağa döküp
yıkadı., sonra eşinin önüne koydu.

Bülent: Bunlar dünyanın en şanslı meyveleri, dedi.

İnci hiç konuşmadı.


Bülent: Sorsana "niye" diye.

İnci kızgın kızgın bir şekilde bülente bakarak,

İnci: Niye?
Bülent: Çünkü dünyanın en güzel ve en tatlı kadının midesine
gidecek.


dedi gayet ciddi bir ses tonuyla. İnci şaşırmıştı. Bir anda
yüzünün ifadesi yumuşamıştı.


Bülent: Bunlar senin sevdiğin meyveler, senin için aldım.
İnci: Hayret bir şey! Her zaman kendi sevdiğin meyveleri alırdın.
Benim hangi meyveleri sevdiğimi iyi hatırlamışsın. Aslında bu
beklediğim istediğim bir şeydi. "bak senin sevdiğin meyveleri aldım"
diyorsun ama şimdi kıymeti yok. Çünkü sana çok kırgınım, meyve alarak
gönlümü alamazsın.

Bülent: Özür dilerim seni kırdığım için.

Sonra Bülent yere diz çöktü.

Bülent: Cezam neyse razıyım. Ama bir tek şey istiyorum senden.
Seni delice seven bu adamı senden mahrum etme.

Bülent yere çömelmiş, boynu bükük bir vaziyette çok komik
görünüyordu. İnci hafiften kıkır kıkır gülmeye başladı.

İnci: Affetmek o kadar kolay değil. Bakalım hangi cezalara
katlanabileceksin Gülümseme

Bülent işte o zaman ona muzip muzip bakan eşinin içinde sakladığı
küçük kızı gördü. Bundan sonra her şey daha farklı olacak diye
düşündü.


not: Sevgili arkadaşım Nejla Aydın'ın mailin den alıntıdır.

KOÇLUK NE DEĞİLDİR?

KOÇLUK NE DEĞİLDİR?


Terapi,psikolojik danışmanlık değildir.Mental rahatsızlıklar ile uğraşmaz, uğraşamaz.Danışanını eleştiremez,asla yargılamaz, analiz yapamaz.
Gizlilik ilkesi koçlukta esastır;danışanının izni olmadan danışanıyla ilgili hiç bir bilgiyi üçüncü kişiler ile asla paylaşamaz.
Koçluk bir felsefe,kişisel gelişim,danışmanlık,NLP uzmanlığı vs.değildir.
Koçluk mentorluk değildir; akıl vermezler.
Eğitim vermezler sadece seans sırasında danışanın izni ile yine danışanında gördükleri ikilemleri hedeften sapmadan (eğer bir değişim yaratacaksa) gösterirler.

KOÇLUĞUN TARİHÇESİ

KOÇLUĞUN TARİHÇESİ:

Koçluk yeni bir öğretidir,farklı disiplinlerden yararlanır.Koçluk ilk olarak 60 lı yıllarda ABD'de bir kurumun daha etkin çalışması için,kurumun liderlerine birebir örgütsel danışmanların çalışmaları ile başladı denilebilir.Günümüzde Amerika'da bir çok üniversitede koçluk eğitimi verilmektedir.

Yaşam, kariyer,ilişkiler,yönetici,ebeveyn,gençler ve çocuklar için koçluk alanlarından yararlanabilirsiniz➢ Eğitim ve Koçluğa düzenli olarak yapılan yatırımlar, çalışan başına %50’nin üzerinde net satış, çalışan başına neredeyse %40 gayri safi kar ve hisse senetlerinde %20 daha yüksek pay ile sonuçlanmıştır. (Amerikan Topluluğu’nun Eğitim ve Geliştirme Raporu)

➢ Geleneksel eğitim deneyiminin, çalışan üretkenliğini %20-25 arttırdığı görülmüştür. Bununla birlikte, müşterinin istediği doğrultuda eğitim ile kurumsal koçluğu birleştirdiğinizde, çalışan üretkenliği %80’den fazla artmıştır.( Public Personnel Management Journal, 1997 kişi )

➢ Stanford, Harvard Teknoloji Enstitüleri’ne göre, şirketinizin başarısının %85’i çalışanlarınızın becerilerine bağlıdır.

➢ Koçluk hizmetinden elde edilen parasal sonucu değerlendirirsek; Fortune Dergisi’ne göre, yöneticiler ortalama geri dönüşün 100,000$’dan fazla veya koçluk hizmetinin şirketlerine olan maliyetinin 6 katı olduğunu belirtmektedir.

➢ İnsan kaynakları uzmanlarının 1999’da yaptığı bir araştırmaya göre, A.B.D.’deki şirketlerin %90’ı kilit noktalardaki yöneticilerine koçluğun belirli yöntemlerini sunmaktadır. Koçluğun kullanıldığı alanlardan bazıları:

 Liderlik gelişimi
 Üst düzey personeli elde tutma
 Örgütsel yönetici yedekleme planlaması
 Terfi veya yeni işe alımlardan sonra başarı sağlamaktır.

KOÇLUK NEDİR?

KOÇLUK NEDİR?

Koçluk; Danışanının şu anda bulunduğu yer ile olmak istediği yer arasındaki açığı kapatmak (ki bizler buna kritik gedikleri görmek deriz), engelleri en etkin şekilde aşmasına yardım etmek tir. Geçmiş ile ilgilenmez şimdi ve gelecek odaklı çalışır. Koçluk; çiçek,böcek,kelebek kovalamak da değildir, tabi ki yaşamınızın bir çok alanında iç huzurunuzu, mutluluğunuzu, keyif aldığınız şeyleri hayatınıza sokmak, yaşadığınız hayattan azami zevk almanızı sağlamak öncelikli hedeflerdir ama hayatın bunların bileşkesinden oluşmadığını hepimiz biliyoruz. İnsanlar doğası gereği ile avcı ve savaşçı bir familyadır. İşte bu nedenle ister sınırlarımızı zorlayan kişiler olsun isterse de beğenmediğimiz bizi engelleyen alışkanlıklarımız olsun bunlarla nasıl savaşıp, kalıcı bir şekilde hayatımızdan çıkaracağınız ile ilgili donanımları elde etmenizi sağlamaktır. Hadi savaş baltalarımızı çıkaralım anlaşılmasın bundan ama gerektiği zaman ve yerlerde bu baltaları çıkarmak gereklidir; yoksa onların toprakta gömülü olarak bırakmak tüm insanlığın iyiliğine dir.
Her kişinin tam ve eksiksiz olduğuna inanmak ve güçlü bir vizyon oluşturarak hedeflerini gerçekleştirmesini sağlamaktır koçluk.
İçinizdeki dehanın hayat bulmasını sağlayarak potansiyelinizi ortaya çıkarmak ve değişiminizi gerçekleştirecek olan yegane gücün ve kaynakların sahibinin kendiniz olduğu gerçeğini keşfetmenizi sağlamaktır.
Dengeli, enerjik, mutlu bir yaşamı sağlamak ve sizi onurlandırmaktır.

Koçluk Türleri :

Yaşam koçluğu
Kurumsal koçluk
Yönetici koçluğu
Satış koçluğu
Kariyer koçluğu
İlişkiler koçluğu
Para koçluğu
Ebeveyn koçluğu
Spiritüel koçluk

YAŞAM KOÇU NEDİR?

YAŞAM KOÇU

Koç, olduğunuz yer ile gerçekleştirmek istediğiniz hedefleriniz arasında size deniz fenerliği yapan; yolculuğunuz boyunca hedeflerinizden sapmanızı önleyen yol arkadaşlarınızdır. Koçlar hedefinize odaklanmanızı, hayatınızın her alanında içinizdeki potansiyelinizi bulmanızı ve bu hayattan tam tatmin ve keyif alarak yaşamanızı sağlayacak hedeflerinize odaklanmanızı sağlayan kişilerdir. Yaşamınızdaki sorunlarınızı aşmanızda, hatalı davranış kalıplarınızın farkına varmanıza, tekrarlayan yanlışlarınızdan arınmanıza, krizleri fırsatlara çevirmenize aynalık yaparlar. Ertelediğiniz hayallerinizi, hedeflerinizi, çözümleyemediğiniz sorunlarınızı, kaçırdığınız fırsatlarınızı ve girdiğiniz kısır döngüleri bir düşünün... Hiç bunlardan biri bir arkadaşınızın o anda size çok basit gelen tek bir sorusu ile çözüldüğü oldu mu? Belki de böyle bir arkadaşınız hiç olmayacak, işte bu sorunlarınızı çözmeyi şansa bırakmayan çözümün cevaplarda değil de ucu açık güçlü sorularda olduğunu bilen profesyonel anlamda eğitim almış kişilerdir koçlar. Bir koç mutluluğun hakkınız olduğunu, kendinizi en iyi şekilde geliştirebileceğinizi bilir ve size rehberlik eder, hedef odaklı çalışır sizinle beraber sizin seçtiğiniz yolda hedeflerinizden sapmanıza izin vermeden yürürler.

Koçluk denilince akla ilk önce sporcu koçları gelir; Yaşam koçlarının da spor koçlarından hiçbir farkı yoktur. Başarı tamamen size aittir, kürsüde siz varsınız, madalya da tamamen sizin becerileriniz ile elde edilmiştir. Koçunuz ise sizin en güzel düşlerinizi gerçekleştirmenizden ve hep olmak istediğiniz kişi olmanızı size sağlamayı hedeflemiş antrenörünüz olarak sizi alkışlayan kişilerin arasında en büyük destekçiniz olarak yer alır.