
ÇATIŞMA MI? UYUM MU?
Her ilişkide; ister anne çocuk, ister arkadaşlar arasında ister ise sevgiliniz ile olsun mutlaka ama mutlaka fikir ayrılığına düşeriz. Bu ayrılıkların çatışma mı, kavga mı yoksa birbirimizi kırıp yok etmeye yönelik bir savaşı mı başlatacağımız tamamen bize kullandığımız dile davranış kalıplarımıza bağlıdır.
İlişkilerde çatışmayı başlatan genellikle biriktirdiklerini dışa vurmak için bahane arayan kişidir. Hep söylediğim bir şey vardır yaptıklarımız ki bilmeden olanlar tamamen iyi niyet ile de olsa, art niyet düşünülmese de size yol su elektrik olarak ;) döner. Kişilerin yetiştiği çevre aldığı eğitim ve kendine içselleştirdiği ve kabul ettiği düşünce kalıplarına göre algıladıkları şekilde size yansıtır ve aynalarlar.
Kişiler tartışmaz ya da tartışır ama uzlaşamaz sorunu daha derin ve çözümsüz hale getirir. İnsanlar doğası gereği üstünlük kurma eğiliminde oldukları için tartışmalarda kim daha çok sesini yükseltir veya şiddet uygulayıp karşı tarafı ezerse kendini o kadar haklı hisseder. Bazen de bunun tam tersini yaparak pasif agresif bir tutum sergiler ki bu da karşıdaki kişiyi tamamen yıpratmaya yöneliktir. Hangi taktik uygulanır ise uygulansın yenilgi kaçınılmaz verilen hasar onarılamazdır. Haksızlığa uğrayan kişi bilinç altında bu yenilgi duygusunu ne kadar derine gömerse gömsün bu incinmişlik duygusu mutlaka bir yol bulur ve ortaya çıkar. Dürüst olun kavgalarınızın, çatışmalarınızın yüzde kaçını gerçek nedenlerden dolayı çıkardınız, yüzde kaçını aslında söylemek isteyip de ertelediğiniz düşünceleriniz sanrılarınızı ortaya çıkarmak için başlattınız. Dinleyip de duymadığınız, duyup da kendi süzgecinizden geçirip de istediğiniz yöne çektiğiniz konuları bir düşünün ama gerçekçi olarak.
Her sağlıklı ilişkide tartışma mutlaka olur, bu kişilerin gelişimi için çok gereklidir çünkü her birey farklı ve özgündür ve değerleri farklı farklıdır. Birey değerlerine bağlılığı oranında ya o değerlere sahip çıkar ya da her şeyi bırakıp kaçabilir. Kaçma duygusu bıkkınlıktan veya artık o değerin yeterli önemde olmamasından kaynaklanır.
Genellikle kendini güçlü olarak gören kişi çatışmayı başlatır. İnsanlar genellikle istedikleri sonuca ulaşacaklarını arzuladıkları değişikliği sağlayacaklarını inanıyorlar ise tartışmayı başlatırlar.
Tartışmaların sebepleri çok değişiktir. Genelde zıtların uyumu diye bir şey yoktur. Zıt düşünceler, zıt yaşamlar,zıt kültürler çatışmaları doğurur. Zıtlık ne kadar büyük ise çatışma alanları da o kadar çeşitli ve büyük olur. Karşınızdaki insana olan güven eksikliğiniz onun size söylediği ve yaptığı her şeyim altında bir art niyet arar kendinizi kullanılmış ve aşağılanmış hisseder ve öfke duyar bazen bu öfkeyi o kadar çok besleriz ki kine çevirir bir kan davasına dönüştürerek hem kendi hemde karşımızdaki insanın hayatını cehenneme çeviririz. Bazen karşımızdakinin sözünü bitirmesini beklemeden veya zaten kafamızdaki o zaten bana düşman, zaten o şunu söyleyecekti diye kendi kuşkularımızı karşımızdakine aktarır o kişi ne kadar ben öyle demedim dese de dinlemeyiz veya tam tersi bu davranış karşımızdan gelir kendimizi anlatmak için paralarız ama tartışma kaçınılmazdır.
Tıpkı romanlarda olduğu gibi tartışmada üç bölümlüdür.Giriş, gelişme, sonuç.
Önce bir konu ele alınır, ihtiyaca göre buna yan konular eklenir ;) Sonra savaş başlar kim kimi daha çok acıtacak ,en derin yaralar nerelere vurulursa açılır belirlenir. Tabi burada savunulan bu değildir. İnsanlar tartışmalarda kendi gelişimleri ölçüsünde tavırlar sergilerler. En sonunda bir kaç şekilde uzlaşma sağlanır.
Tartışmanın gidişatına söylenen ve yapılanlara uygun olarak ortak bir paydada buluşulamaz ve ayrılık gelir ilişki biter. Ki bu çoğunlukla kişilerden biri veya ikisi tarafından daha önce düşünülmüştür ve bir bahane yaratmak amacı ile bu tartışma başlatılmıştır.
Bazen tek bir tarafın baskınlığı ile sonuçlanır, tek kişinin lehine sonuçlandığı için pek bir fayda sağlamaz. Bir müddet ilişkiyi götürse de ezilen taraf ilerleyen süreçte bu konuyu başka bir şekilde gündeme getirecektir.
Kişiler bir birini kaybetmek istemiyorsa belirli konularda taviz verir ortada bir yerlerde buluşmaya çalışır. Bunda da kişilerden her biri şahsiyetlerinden taviz verilerse yine mutsuz olur sorunun üzeri geçici olarak örtülür sorun havada kalır.
En sağlıklısı her iki kişinin de sorunlarını biriktirmeden henüz küçükken çözmesi,ilişkinin iyiliği için maksimum objektiflik ile sorunlara yaklaşıp tarafların azami memnuniyetini sağlayacak çözümler üretilmesi, kişilerden hiç birinin kendini ezilmiş veya aşağılanmamış hissetmemesi sağlanmalıdır.
Çözümler kişiden kişiye göre değişir. En sağlıklısı çözüm odaklı olmak olabildiğince sakinliği korumak eğer bu mümkün değilse tartışmayı bir müddet ertelemektir. Keskin sirke küpüne zarar hesabı ile dönüşü olmayan sözler söylenmeden önce biraz ara vermek her zaman en doğrusudur. Ara derken sorunun üzeri asla kapanmamalıdır çünkü sizi sürekli manüple eder ve asla kapanmaz mutlaka ortak bir paydada buluşup sorunu sorun olmaktan çıkarmak gerekir. Onun için sorununuzun adını koymak ve varlığını kabullenmek birbirimizi suçlamadan senin çözümün ne, benim çözümüm şu diye konuşulmalı; yani sorundan ziyade çözüm üzerinde konuşmak gerekir. Sorun vardır kimin yarattığı önemli değildir. Yanlış anlaşılma var ise hemen cevap verme yerine söylediklerinden şunları anladım doğrumu diye bir teyit alıp sonra cevap vermeyi deneyin. Eşit bireyler olduğunuzu karşı tarafında sizden farklı düşünceleri ve duyguları olduğunu asla unutmayın. Kendinizi karşıdaki kişinin yerine koyun ve empati kurmaya çalışın. Tehdit etmeyin, esnek olup her fikre açık olduğunuzu ama kabul edip etmemekte özgür olduğunuzu ona saygı gösterdiğinizi aynı saygıyı da hak ettiğinizi bilmesini sağlayın.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder