13 Nisan 2009 Pazartesi

KENDİNDEN BAŞKA KİMSEYİ DEĞİŞTİREMEZSİN. KAREKTERLER



 KAREKTERİNİZ HANGİ RENK ???

''Hiç kimseyi değiştiremezsin, kendinden başka.'' Demiş düşünür. Eğer bunu hayatının felsefesi haline getirir; karekter profillerini de tanır isen, kime nasıl davranman gerektiğini bilir değerli zamanını ve enerjini kendine harcayabilirsin. Karekterler belirli ana guruplara ayrılır, kişiler tek bir karekter özelliği gösterebileceği gibi,kalıtımsal özellikler, yaş, toplumsal etkiler, çevresel faktörler,hastalıklar, vs. vs. gibi etkiler ilede bu ana karekterlerinin altında bir veya birkaç yan karekterlerde geliştirirler.Bu yüzden de zaman zaman bizi şaşırtır, iki ruhlumusun sen?... diye sormamıza neden olurlar. İki ruhlu olmalarından değil, bizim onları yeterince iyi analiz etmememiş olmamızdan dolayı şaşırırız.
Çeşitli psikologlar, toplum bilimciler farklı farklı isimler verseler de genel olarak anlaştıkları dört ana karekter olduğudur.Ben bunların içinde en çok Oğuz Saygın'ın renklerini sevdim. Bunun sebebi belki senelerce resim yapmam, belki de ana karekterimde sarının baskın olmasıdır.Aşağıda okuyacağınız gibi ana karekterlere farklı isimler verİlmiş, kendinize isimlerden isim, karekterlerden karekter beğenin, bir de bakın bakalım eşiniz, çocuğunuz, arkadaşlarınız hangi  karekter özelliklerini taşıyorlar. Ben yaptım,çok da eğlendim ve şaşırdım, meğer etrafımızda ne renkli kişilikler varmış, artık kardeşimi mavi-yeşil, kızımı sarı-mavi, annemi kırmızı, kendimi sarı-kırmızı, oğlumu sarı-yeşil,gelinimi yeşil-kırmızı görüyorum.

Lary Craft'a göre :
  1. Sarı karekterler= Duygusal
  2. Mavi karekterler= İişkisel
  3. Kırmızı karekterler= Tartışmacı
  4. Yeşil karekterler= Kişisel
Florence Littatuer ( Kişiliğinizi Tanıyın) adlı kitabına göre 4 farklı karekter:
  1. Popüler Optimist= Dışadönük, konuşkan, iyimser ( sarı karekter)
  2. Melankolik= İçedönük, düşünceli,karamsar ( mavi karekter)
  3. Güçlü Klorik= Dışadönük, yapıcı,iyimser ( kırmızı karekter)
  4. Barışçıl Soğukkanlı= İçedönük, olaylara seyirci, karamsar (yeşil karekter) 
Dr. David Merrill'e göre:
  1. Analizci= Daha az girişkenlik ve daha az tepkisellik.
  2. Yönlendirici= Daha fazla girişkenlik ve daha az tepkisellik.
  3. Canayakın= Daha az girişkenlik ve daha fazla tepkisellik.
  4. Dışavurumcu= Daha fazla girişkenlik ve daha fazla tepkisellik.
Oguz Saygına göre:
  1. Sarı Karekterli Kişiler: Neşeli ve hareketlidir, dışarıdan bakınca kıpır kıpır, sevimli, hikayeler anlatıp, gülen, güldüren kişilerdir. Yabancılar ile kolay ilişkiler kurar,geniş bir çevre ve geniş vizyona sahiptirler.Hayal güçleri geniştir ama bunları hayata geçirmekte sıkıntı yaşarlar. Sürekli hareket halinde olmak isterler, bu yüzden masa başı işleri sevmezler. Coşkulu ve heyecanlı bir şekilde uzun konuşurlar ama başkalarının uzun konuşmalarına dayanamazlar. Dağda kayak yaparlarken bir bakarsınız yaz gelmiş denize giriyorlardır. Konunun ne zaman oraya geldiğini anlamazsınız bile, ama arada geçen zamanda eğlenmiş ve bol bol gülmüşsünüzdür. O kadar çok anlatacakları vardır ki kendileri bile şaşarlar. İşlerini genellikle son dakikada yaparlar,ayrıntılar ile ilgilenmeyi başkalarına bırakırlar, çalışma masaları başkalarına göre bir savaş alanıdır. En zayıf yönleri düzensiz olmaları, ayrıntıları,isimleri hatırlamamaları, olayları abartmaları, işlerin yapılmasında başkalarına inanıp güvenmeleridir. Eğlenceli kişilerdir, her konu üzerine espiri yapabilirler,rutin olmayı sevmezler,etrafındaki kişiler onları eğlendirmiyorsa hemen başka arkadaşlar bulurlar. Her zaman ilgi odağı olmayı başarırlar, hüzünlü ortamları sevmezler, hareketliliklerinden dolayı sürekli bir şeyler devirip dökerler. Hafızalarında hep renkli ve muzip şeyleri tutarlar, ciddi konularıda çok iyi kavrarlar ama bunlara yüzeysel bakarlar. Odaklandıkları çok fazla şey olduğu için en kıymetli şeyleri bile unutabilir, kayıp edebilirler. Dikkatsizdirler otoparkda arabalarını kayıp edebilirler. Sarı karekterliler önce hareket eder sonra düşünürler,her şeyin hemen olmasını isterler. Herkesi kendileri gibi görür artniyet taşımazlar, insanları çok sever onlara kolaylıkla inanırlar. Sıkıcı ortamların havasını değiştirmeyi vazife olarak görürler, hazır cevaptırlar, her zaman parlak, işleri kolaylaştıracak,ilginç fikirleri vardır,ikna edicidirler,çok meraklıdırlar, insanlarla çabuk kaynaşıp arkadaş olacak kadar çocuk ruhludurlar.
  2. Mavi Karekterli Kişiler: Mükemmeliyetçidirler, genellikle öğretmenler bu guruptan çıkarlar.Bazen konuşurken doğru kelimeyi bulmak için lafı döndürüp dururlar.Üstleri başları her zaman düzenli ve tertiplidir. Okadar kuralcılardır ki bazen kendi kurallarında boğulurlar. Her zaman kurallardan yana olurlar. Her şeyleri planlı proğramlıdır.Hassas insanlardırlar diğerlerine göre daha kolay depresyona girerler, strese tepkileri ise kabuklarına çekilip ve her şeyden vaz geçmektir. Müşkülpesenttirler bu yüzden takdir ve iltifat cümlelerini çok az kullanırlar.Mantık ağırlıklı oldukları için heycanları ve duyguları ölçülüdür, bir çatışma sırasında sakin ve akılcı olurlar. Daima tedbirlidirler, olayların olumsuz yönlerini görüp kaygılanırlar, kimsenin fazla önem vermiyeceği sözlere veya davranışlara incinip alınırlar, olumsuz söz veya eleştirinin bütün gün etkisinde kalıp neden niçin diye kurar içlerine atarlar.Meraklıdırlar, daldan dala atlamadan ciddi konular üzerinde araştırmaya yöneliktirler.En çok kullandıkları sözcükler yapmalıyım, çalışmalıyım gibi _meli _malı sözcükleridir. Ciddi ve ağırbaşlılardır, riskleri önceden görürler, mutlaka bir b planları daha vardır. Boş lafı, kaosu, gürültüyü sevmezler, eğlenirken bile mesafeli olmak ister, yalnızlığı severler, başkalarını eğlendiren olaylar onlara boş gelir.Standartları yüksek yetenekli kişilerdir, yapacakları işleri doğru zamanda bitirmek için ellerinden gelen her şeyi yaparlar. Sıkıntılı zamanlarında yakınlarının desteğine hep ihtiyaç duyarlar.
  3. Kırmızı Karekterli Kişiler: Sonuç odaklı kişilerdir.En çok kullandıkları kelime ''Sadede gel'' dir. Güçlü ve kararlı kişilerdir, son derece bağımsızdırlar, kendi hedeflerini kendileri koyarlar, kimseyi işlerine karıştırmazlar. Hep dik durmaya çalışırlar kimseden yardım istemeyi sevmezler, her zaman haklı olduklarını düşünürler, eleştirilmekten hoşlanmaz, hiç bir sözün altında kalmazlar, iş bitiricidirler, küçük yaştan beri bağımsız hareket eder yönlendirilmek istemezler, ani kararları ile insanları şaşırtırlar ama onlar için başkalarının düşünceleri pek önemli değildir önemli olan amaçlarının gerçekleşmesidir. Önemli kararları alırken uzun vadeli sonuçları düşünmezler, liderlikten başka bir rolü benimsemezler, özgüvenleri çok yüksektir, işleri iyi organize ederler, güçlü istekleri vardır ve asla vazgeçmezler.
  4. Yeşil Karekterli Kişiler: Her koşulda mutlu olurlar ve hallerinden memnundurlar.Orta yollu insanlardır, dikkat çekici hatalar yapmazlar, çok sabırlıdırlar, dinlenmeyi severler, akışa uyum gösterirler fakat uyumlu görünmelerine aldanmamak gerekir, zor anlaşılırlar, kolay değişmezler, içten içe çok inatçıdırlar. Çevrelerine verdikleri mesajları lütfen bana saygı gösterindir. Takım oyuncularıdırlar, nadiren başkaları ile çatışmaya girerler. Göz teması konusunda rahattırlar, yüz ifadeleri anlam yüklüdür,sesleri sıcak tonu düşüktür.Otorite kullanma konusunda yufka yüreklidirler. Çok hareketli ortamları sevmezler çünkü bunu yapacak enerjileri yoktur. İnce ve düşündürücü espri yeteneğine sahiptirler, çok rahattırlar, kendileri ile barışıktırlar, soğukkanlıdırlar, çatışmadan çok çekinirler, arkadaşları çoktur,muhalefet edenleri çok az, düşmanları hiç yoktur çünkü parolaları her konuda barıştır. Bir an evvel işlerini bitirip dinlenmek isterler, doğal arabulucudurlar, her zaman sakin,kontrollü, mantıklı ve sabırlı oldukları için herkesin aradığı ve özlediği kişilerdir, hallerinden her zaman memnun olurlar. İçlerinde fırtına kopsada dışarıdan sakin görünebilirler. Fazla enerji harcamayı sevmezler ama kimseyide kırmak istemezler.




3 Nisan 2009 Cuma

AFFETME REÇETESİ 7 KURAL



AFFET
AMA NASIL ???

        Affetmek veya özür dilemek kişiler için çok karmaşık, mantık ile duyguların birbiri ile çatışması, hep bir uçtan diğer uca sürekli gelgitlerin yaşandığı bir süreçtir. Affetmeyi önce içselleştirmek kendini duygusal ve zihinsel olarak hazır hissetmek gerekir, bu bir seçimdir, kimse sizi zorlayamaz, kimseninde sizden bir çıkarı olamaz. Kısaca sizden başka kimsenin kazancı veya kaybı olmayacaktır. 
  • Afettmeniz nefret ettiğiniz kişiyi haklı veya suçsuz bulduğunuz anlamına gelmez.
  • O kişiyi sevmenizi gerektirmez.
  • O kişi ile konuşmak zorunda olmanız demek değildir.
  • Affederek o kişi ile tekrar ilişkiye girmek değildir.
  • O kişinin beklentilerini karşılamak değildir.
  • Onu suçsuz bulmak,
  • Onu kucaklamak,
  • Onu haklı bulmak değildir.
  • Ona yaptığı hataları tekrarlama şansı vermek değildir.
Affetmek kişiyi değil,size hissettirdiği duyguları affetmektir. Size verdiği zararları onarmaktır. Ama istiyorsanız yukardakilerin hepsini de yapar veya telefon edebilirsiniz. Bu tamamen sizin neyi nekadar aştığınıza bağlıdır.
Affını istediğiniz kişi artık hayatta olmayabilir, bu konuda yapabileceğiniz en güzel şey iç huzurunuz için toplumsal yardım kuruluşlarından birinde çalışmak, haftada bir saat olsada ihtiyacı olan kişilere yardım etmeniz sizi manevi yönden rahatlatacak, kendinizi affetmenizi kolaylaştıracaktır.
Fransız Psychologies Dergisi, bu konu üzerinde çalışan iki psikanaliste, Nicole Fabre ve Gabrielle Rubin'e ''Nasıl affedeceğiz'' diye sormuş ve ortaya bir affetme reçetesi çıkmış,


AFFETME REÇETESİ
1-Artık acı çekmemeye karar vermek
Maruz kaldığınız zarar devam ediyorsa, affetme sürecinin başlaması söz konusu değil. Fakat buna nasıl son verilecek? Şu veya bu nedenle uğradığı hayalkırıklığı ya da ihanet nedeniyle çektiği acıdan dolayı eli kolu bağlanmış durumda olanlar için ilk aşama "artık acı çekmeyeceğim" kararını almak! Bunu yapmak için acınızın sorumlusuyla kendi aranıza bir mesafe koymanız gerekiyor. Fiziki ve psikolojik bütünlüğünüzün söz konusu olduğu bazı önemli durumlarda, birinci aşamaya geçmenin tek yolu yargıya başvurmak. Bunu yaparak zarar veren sorumluluğuyla karşı karşıya bırakılır. Örneğin sizi taciz eden birini affetmek onu adalete teslim etmeye engel değildir. Filozof Simone Weil'in dediği gibi "Sadece cezalandırabildiklerimizi affedebiliriz." Toplum adına hareket eden adalet; hatayı, suçluyu ve neden olduğu acıyı objektif bir şekilde değerlendirir. Fakat unutmayın, zarara uğrayan sadece isterse affeder!
2-Bir hatanın olduğunu kabul etmek
Geçmiş silinemez, dolayısıyla yapılanı unutmaya çalışmak boş. Savunma mekanizmamızla acıyı, nefreti ve kini bilinçaltımıza iteriz. Fakat bu, yıkıcı etkilerin daha şiddetli hissedilmesine neden olur. Size bu duyguları hissettireni bir hatanın suçlusu olarak görmek kendiniz ve hayatınız için şart. Psikanalist Gabrielle Rubin'e göre böyle düşünmek insanın kendisiyle yeni bir bağ kurmasına izin veriyor. Bu, psikosomatik hastalıkların gelişmesini ve yeniden aynı duyguların yaşanmasını da engelliyor.
3-Kızgınlığını ifade etmek
Affetmek için "kurban" "cellat"ına kızgın olmalı. Yani kendi acısını tanımalı ve ondan kurtulabileceğini kabul etmeli. Saldırganlık, kızgınlık ve nefret başlangıçta gerekli ve sağlıklı bir psikolojik durumun göstergesi. Kurban kendisine yapılanı inkâr ettiği zaman maruz kaldığı şeyi kendi üstüne almış oluyor. Rubin'in de söylediği gibi, "Nefret çok şiddetli bir duygudur ve yok edilemez. Ancak bu duyguyu hatayı işleyene yönlendiremiyorsanız, süreç size karşı işleyecektir", ki bu da kendi kendini yıkıma götürme riskini körüklüyor.
Kızgınlığını, nefretini hatayı yapana doğrudan ifade etmek çok nadir görülen bir durum. Çünkü hata yapan kendini suçlu olarak görmüyor ya da kurban üzerinde öyle bir etki yaratıyor ki zarar gören hiçbir tepki vermeye cüret edemiyor. Buna rağmen insan kendi içinde bütün bunlardan bağımsızlaşma sürecine girebilir. Bir deftere hissettiklerini yazma, güvendiği bir insana açılma ya da durum çok acı vericiyse psikoterapiste danışma faydalı yöntemlerden.
4-Suçlu hissetmeyi bırakma
Affedecek tarafta olanların büyük bölümü paradoksal olarak başlarına gelenden dolayı kendisini suçlu hisseder. Tam olarak neden yaralandığımızı anlamaya çalışmak, bu duyguyla ona eşlik eden acıyı ilişkilendirmemize izin verir. Yaralanmış hissettiğimiz nedir? Gururumuz mu, ünümüz mü ya da fiziki bütünlüğümüz mü? Bu soruya yanıt vermek Nicole Fabre'ın deyimiyle "Temize çıkmaya yani başınıza gelenlerde sorumluluğunuzun olmadığını anlamaya yardımcı olur." "Başka şekilde davranmadığım için affedilmezim" düşüncesinden kurtulmak şart. Tecavüz gibi dramatik durumlarda kendini affetmek, hayata devam etmek için vazgeçilmez bir koşul.
5-Size zarar vereni anlayın
Nefret ve kin saldırganlığın devam etmesine neden olabilir. Ancak bir süreden sonra bu durum kişide yıkıcı etkilerini göstermeye başlar. Bundan kurtulmak için kendinizi suçlu olanın yerine koymak iyi bir yöntem. Bu, bize kendimizi kötü hissettiren şeye bir anlam katar ve hatta bazı durumlarda da "kabul edilebilir" kılar. Suçluyu anlamak sadece onu affetmek amacına yönelik olmayabilir. Onun zayıflıklarını da tanımaya yardımcı olur. Filozof Paul Ricoeur'e kulak verelim: "İnsanları, ne kadar canice olursa olsun, sadece bu davranışlarıyla sınırlı düşünmeyin."
6-Kendine zaman tanıma
Affetmek asla olanları unutmak değildir. Çok çabuk affetmek kimseye kendini daha iyi hissettirmez. Önerilen, bunun kendiliğinden olması. Psikanalist Nicole Fabre "Bu sürecin aktif bir parçası olsanız da kendinize zaman tanıyın" diyor. Çok çabuk gerçekleşen bir af, suçlu tarafından tamamen aklanma olarak algılanabileceği gibi, affeden tarafın da kendini kandırmasına, bilinçsizce kin ve nefret hissetmeye devam etmesine neden olacaktır.
7.Yeniden hayatınızın oyuncusu olun
Gerçekten affettiğimizi nasıl anlarız? Psikanalist Rubin bu soruyu “Bize acı çektirene karşı kızgınlık ve hınç hissetmediğimizde ve olanlarla ilgili suçluluk duygusu kaybolduğunda” diye yanıtlıyor. Fabre’a göre de tartışılmaz diğer bir işaretse attığınız adımın hayatınıza yeniden hareket kazandırdığını görmek. Affetmek acının çözüldüğü, yaralanmış insana yeniden kendi hayatının oyuncusu olmaya hatta daha güçlü hissetmesine izin veren, onu özgürleştiren bir adım. Nicole Fabre “Affetmek büyümek, yani hayatta başkasına da yer açmaktır” diyor, “özgürleşmenin gerçek yolu, affetmenin ötesine geçmeye izin veren adımı atmaktır.” 

Görüldüğü gibi yaygın kanıya göre gurur ve onur kırıcı olduğu düşünülen “affetmek” olgusu aslında ne olanları unutmak, ne de hemen ve zorla verilmesi gereken bir tepki. Yapılanı hoş görmek veya kendi prensiplerimizin dışına çıkmak ya da karşımızdakini değiştirmek de değil; yapılan adaletsizliği unutmadan nefret ve kinin kökünü kazıyabilmek becerisi sadece…

Yeni Aktüel dergisinin 107. sayısından alıntıdır.

2 Nisan 2009 Perşembe

AFFETMEK


                           
AFFETMEK ...........
AMA KİMİ ?

Son günlerin üzerinde en çok tartışılan konularından biri. Herkesin kendine uyan, kendince içselleştirdiği bir fikri var. Konu açıldığında gördüm ki çoğu kişi bu konu hakkında düşünmemiş bile; duyulan öfke ya çok  derine itilmiş ya da hala üzerinden buharlar fışkırıyor. Garip olan şu ki kişiler bu kırgınlıklarının; kızgınlıklarını yönlendirdikleri kişinin değilde kendilerinin zarar gördüğünün ayrımında değiller. Olaya veya kişiye öyle odaklılar ki mantıksal bakış açılarını, analiz yeteneklerini kayıp etmişler. Tek bir pencereden ben, ben, .... diye sürekli kendi haklılıklarını ortaya koymaya çalışıyorlar. Halbuki düşünüşlerindeki ufacık bir değiştirme olaya yaklaşımlarını çok farklı yönlere çekebiliyor. Danışanlarımdan birinin anlattığı iki olay birbiri ile paralellik gösteriyordu. İlk olayda kişi kardeşi olduğu için affetme süreci çok kolay ve sorunsuz oldu. İkinci olayı ise bir türlü kabullenemeyip, af sözcüğünü dahi telafuz etmek istemedi. İki olay arasında ne fark olduğunu sorduğumda; çeşitli bahaneler sonunda; aslında ikisinin de kendini bir şekilde yaraladığını kardeşine gösterdiği affedici tutumu diğer kişiyede göstermeyi en azından düşüneceğini söyledi. Zaten sizi yaralayan kişileri öyle bir anda affetmek, olumsuzlukları silmek bir,iki günlük iş değildir. Süreç bazen hızlı bazende çok yavaş işler,yeterki farklı bir pencereden bakın, karşılığında emin olun kazandıklarınız kayıp ettiklerinizin yanında hazine değerinde olacaktır. Hadi gelin olaya farklı bakış açısı getirelim. (Ayrıca sizin öneri ve fikirlerinizide bu blogdan yayınlayalım. )
Her nedense acı veren küskünlüklerimizi, kırgınlıklarımızı içimizde bir banda sarar tekrar tekrar dinleriz,her dinleyişimizde silmeye çalışmaz üstüne kayıtlar yapar, o ilişki ile ilgili güzel olan şeyleride unutur sadece kötüye odaklanarak kendimize işkence eder buda yetmez gibi bu döngüyü senelerce sürdürürüz. Bunu bize bir başkasının yaptığını düşünün, hayatınızda bir dakika bile kalmasına izin vermezsiniz; o halde bu acı dolu anılara bağımlılık, tekrar tekrar kurgulamak kendimize yaptığımız bu zulüm neden? Bir düşünün hiç bir arkadaşınıza seninle falan gün filan yerde oturup ne güzel ağlamıştık!!! Dediğiniz oldumu, karşılıklı ilişkilerimizi hep neşe ,keyif ,eğlence üzerine  kurarken niye kendimizi acı veren bir insana veya nesneye bağlı tutarız. Affetme her zaman başkalarını affetmek değildir; bazende bizim affedilmeye ihtiyacımız vardır.Bazen geçmişte kırdığımız bir kişi,yaptığımız bir hata belkide ölmüş bir kişiye karşı duyulan suçluluk yakamızı bırakmaz. Belkide isteyerek yapmamışızdır karşımızdaki insan hatırlamıyordur hatta farkına bile varmamıştır ama yaptığımız şey bizim vicdan kriterlerimize uymaz içten içe yaptığımızdan utanırız. Hele birde bu yaptığınızdan dolayı karşımızdaki kişinin gerçekten yaralandığını,üzüldüğünü görüyorsak bu vicdan azabı ölene kadar yakamızı bırakmaz. Boğazımıza tıkanan, sırtımızda taşıdığımız ağır taşlar olur, zamanla çeşitli hastalıklar, tıkanmış ilişkiler, enerjilere vs. vs. döner. Kendi zihninizde geçmişe bir nokta koyup yeni ufuklar açmak;affetiğiniz her kişi yerine sevdiğiniz bir kişinin hayatınıza girmesine izin vermek, yüreğinize huzur, bedeninize sağlık vermek; sanırım bunlara değer. Tek yapacağınız şey değersizin yerine değerliyi koymak. Amerika'da Stanford Üniversitesin de yapılan araştırmalarda affetme terapisine giren hastaların büyük bir çoğunluğunda ruhsal sıkıntılarının yanında miğde, baş ve sırt ağrılarından,tansiyon sorunlarından da kurtuldukları gözlemlenmiştir. Hiç bir şey için olmasa da sağlığınız için bir adım atmaya değer değilmi ??????
Bir adım geriye çekilin ve olayları olabildiğince tarafsız gözle görmeye çalışın. Meseleye farklı bir açıdan bakın, çok yakından bakmak görüşünüzü bulandırır olayları netleştiremezsiniz. Öfkenizi, kininizi, nefretinizi bir kenara koyun; siz o olun, onun şartları ile o gibi düşünün.Aynı şartlarda olsaydınız siz nasıl davranırdınız; biraz empati kurmaya çalışın. Hiç kimse saf kötü veya saf iyi değildir.
Seçiminizi affetmeden yana kullanırsanız bu sizin seçiminiz olmalıdır başkasının dayatması değil. Bu süreçten geçme çok hızlı olmayabilir, sizi affetmesini istediğiniz kişi bunu kabul etmeyebilir; bunlar sizi yıldırmasın burdaki tek amaç sizin özgürleşmenizdir.Affetmek kolay değildir;öğrenilebilir, gereklidir; yaşamınızı kendi kontrolünüze almak,özgürleşmek için gereklidir.Nefret dolu bir yaşam, mutsuz bir yaşamdır. Affetmek büyük bir cesaret işidir;affetmeme kin, nefret,duygusal tükenme ve insanı içten içe yıkan kişinin kendisi ile inatlaşmasıdır. Affetmek derken bir suçu,suça teşviği,kötülüğü kastetmiyorum; affedilecek olan duygudur; bizi yoran, engelleyen duygularımız ki bunlardan da gereken dersleri almışızdır.
İnansakta inanmasakta evrensel bir düzen vardır. Yaşadığımız dünya belirli yasalar üzerine kurulmuştur.Kimileri buna Karma der kimileri İlahi Adalet. Bu yasalar okadar güzel işler ki biz affetsek de affetmesek de her şey hallolur,belli bir düzene oturur, sorunlar çözülür, İlahi Adalet mutlaktır ve adildir. Allahın parmağıda vardır, gözde oyar. Yapılan kötülük Adem'den buyana kimsenin yanına kar kalmamıştır. Affedin ve unutun bunu kendinize verdiğiniz bir hediye olarak görün. Unutun ki geçmişin hatalarını geçmişte bırakın; bu gününüzü zehirlemeyin ve yaşamdan azami zevk alın, kendinizi yolunuzu aydınlatacak daha fazla işler yapabilme enerjisinden mahrum bırakmayın.Hayatınıza keyif alacağınız yeni dostlara, yeni aşklara, güzelliklere yer açın; bırakın kış soğundan sonra içinize ılık bahar esintileri dolsun. Doğa gibi yenilenin, çoğalın, her şey paylaşıldıkça çoğalır.

Başkalarının yaptığı hatalardan dolayı öfkelenirsek onları değil kendimizi cezalandırmış oluruz.
  Emmanuel Kant